Kategori arşivi: Hayat

Günlük yaşamla ilgili konular, çok özel kareler ve hiç bir yerde görülmeyen videolar :)

İlk okçuluk deneyimim

Bugün gerçekleştirilen bir basın toplantısında, hayatımda ilk kez ok atmak nasip oldu. Hocaların söylediğine göre çok başarılı olmuşum 🙂

Videodaki konuklarım arasında internetin sevilen adamları; Timur Akkurt, Ekin Kollama ve Barış Akpolat da var.

Bu vesile ile etkinliği düzenleyen Canon Türkiye ekibine teşekkür ederim.

San Francisco, Silikon Vadisi Turu ve İzlenimlerim

San Francisco’ya bu sefer ikinci gidişim. İlk gittiğimde şehir merkezini gezmiş ama Silikon Vadisi’ne gidememiştim.

Bu sefer şeytanın bacağını kırdım ve çok az zaman da olsa bizim sektörümüz için çok önemli bir yere sahip olan bu topraklara ayak basma imkanım oldu.

Silikon Vadisi İzlenimlerim ve San Francisco Turu

Gittiğim yerlerde fırsat buldukça sizler için video çekmeye çalışıyorum. Bir selfie çubuğu, bir yaka mikrofonu bir de iPhone 6s Plus ile elimden gelenler bunlar.

Aslında kaydedecek çok şey, gezilecek çok yer var ancak zaman çok kısıtlı. Basın toplantısına katılmak, notları sizlerle paylaşmak, makale ve röportajı yayına hazır hale getirmek gerçekten çok zaman alan ve dikkat gerektiren işler.

Bu işleri başarıyla yerine getirdikten sonra kalan sürede yapabildiğim şey; saatime bakmak, eğer uçuşa halen zaman varsa ekipmanı da alıp olduğum şehirde sokağa çıkmak.

Gerisini zaten bu videolardan izliyorsunuz.

Bir sonraki videoda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Beni takip edebileceğiniz sosyal medya hesaplarım şöyle;

Londra Turu ve Deneyimlerim

Yine bir iş toplantısı için yolum Londra’ya düştü. Ben de olan biteni kayıt altına alıp sosyal medya üzerinden paylaşayım istedim.

Aslında bu videonun çekildiği tarih biraz eski. Şimdi yayınlamamın sebebi de video montajı yaptığım, sonra da başka birine teslim ettiğim bilgisayarın elime ancak geçebilmiş olmasıydı.

Londra turu videosu

Gerçekten çok güzel bir yer. İngilizce konuşulan ve insanca yaşanabilen Türkiye’ye en yakın yer diyebilirim. Amerika’yla kıyasladığınızda, coğrafi konum itibarı ile avantajlı olsa da Amerika’daki iş fırsatları burada sınırlı ve yaşam, Amerika’ya göre gerçekten çok pahalı.

Bu videoyu da paylaştıktan sonra güzel haberi vereyim; sırada San Francisco var.

Beni takip edebileceğiniz sosyal medya hesaplarım şöyle;

iPhone 6s internet hız rekoru ve Atın oğlu

Türkiye’de ister kurumsal, isterse de bireysel olarak içerik üretmek zor, üretilen içeriği doğru kanallarda dağıtmak ise daha da zor.

Etkileşimin en yüksek olduğu içerik türü; tahmin edildiği üzere; video. Videoyu çekmek için heniz telefonlar tek başına yeterli değil. Mutlaka mikrofon ve uygun bir ışık kaynağı kullanmanız gerekiyor.

Bu ihtiyaçları karşıladınız ve güzel videolar çektiniz diyelim. Şimdi sıra geliyor bu videoları düzenlemeye. Bunun için telefonlar yeteneklerin sınırlarını zorlasa da halen tam olarak hazır değil.

Montaj işini de hallettiniz, sıra geldi yükleme işlemine. İnternet kullanıcılarının büyük çoğunluğunun sabit internetlerinde upload hız sınırının 1 veya 2 Mbps olduğu ülkemizde, mobil data üzerinden video upload etmek de pek akıl karı değil.

Sınırların zorlandığı anlar

Durum böyle olunca hızlı upload imkanı olan yerler her zaman duygulandırıyor. İşte onlardan biri de Londra’daki Amba Hotel. iPhone 6s ile yaptığımız hız testinde ibre kırılıyordu nerdeyse.

Nasıl bir altyapı varsa içimden “Atın Oğlu” demekten kendimi alamadım.

İlk Hong Kong ziyaretim Bruce Lee ustaya saygı!

Yurtdışında gerçekleşen iş toplantılarından kalan zamanda, bulunduğum yeri keşfetmeyi çok seviyorum. Kısa süreli de olsa Hong Kong’da kaybolmaktan yeni yerleri keşfetmekten çok keyif aldım.

Uzak Doğu’ya ilk gidişim, geçen sene Samsung’un bir toplantısı için Güney Kore’de gerçekleşmişti burada da sizlerle olan biteni paylaşmıştım.

Bu tur sırasında ise olan bitenin bir kısmını videoya çekerek sizlerle paylaşma imkanım oldu.  Bu vesile ile güncellemelerin büyük kısmını video ile yapmayı ve YouTube kanalımı daha aktif tutmaya karar verdim.

Görüşlerinize açığım.

Las Vegas’ta olanlar orda kalmadı

Her sene düzenlenen CES (Consumer Electronic Show – Tüketici Elektroniği Fuarı) için Las Vegas’ı ziyaret ediyoruz.

Kısmetse 2015’in ilk haftalarında da orada olacağız. Hatta bu sefer, büyük bir sürprizle. (Bu sürprizi, şu anda haber beklediğimiz birkaç yerden yazılı onay aldığımızda açıklayacağım)

Geçen sene, Infomag Yayıncılık’ta görevli olan Ahmet Usta ve Interpro’da çalışan Fatih Sarı dostlarım ile oradaydık.

Hem çok verimli hem de çok eğlenceli bir iş gezisi oldu. Olan bitenlerin bir kısmını, cep telefonu ile kaydettik ve paylaşmak da bu zamana nasip oldu.

İzleyeceğiniz videoda, CES’in sona ermesiyle beraber, kiraladığımız araba ile Las Vegas’tan çıkıp Los Angeles’a doğru gerçekleşen keyifli seyahatimiz yer alıyor.

İlginçtir ki, videoda olan kişiler şu anda yanyana aynı şirkette çalışıyor 🙂

İlk Uzak Doğu seyahatim – Seul / Güney Kore

 

Dünyada çok ülke ziyaret ettim ama uzak doğuya gitmek henüz nasip olmamıştı. Hatta doğu demişken, gittiğim en uç nokta Azerbaycan olmuştu.

Samsung’un davetlisi olarak Güney Kore’nin başkenti Seul‘e gidecektik. Pazar günü başlayan ve Perşembe günü sona eren bir iş gezisi, doğrusunu söylemek gerekirse; yüzlerce kez uçağa binen birisi olmama rağmen beni heyecanlandırıyordu.

Asiana Airlines'la seyahatten bir görüntü
Asiana Airlines’la seyahatten bir görüntü

Yurtdışı seyahatlerimin çoğu THY ile gerçekleşiyordu ve bundan da epey memnundum. Bu seferki yolculuğumuz ise Asiana Airlines üzerinden olacaktı.

Star Alliance üyesi olması, THY’nin Atatürk Havalimanı’ndaki Lounge’unu da kullanmamızı sağladı ve uçuş başlayana kadar epey rahat ettik ama halen THY kalitesinde uçup uçmayacağımızı merak etmiyor da değildim.

Tek tesellim, yaklaşık 10 saat sürecek yolculuğun business sınıfında olmasıydı. Şimdi paylaşacağım yemeklerden de anlaşılacağı üzere, samimi olarak konuşmak gerekirse belki de THY’den daha iyi bir hizmetle karşılaştığımı belirteyim.

Yemekler son derece leziz ve hostesler inanılmaz kibar.Yemekler son derece leziz ve hostesler inanılmaz kibar.

Rahat ve keyifli geçen yolculuğun ardından havalimanına yaklaşık 1 saat uzakta olan ve daha sonra sahibinin Samsung olduğunu öğrendiğim The Shilla Hotel’e yerleştik.

Otel, gerçekten çok başarılı. Özellikle de The Parkview olarak adlandırılan ve muhteşem bahçeye sahip restoranı, ziyaretçilerinin memnun ederek ağırlıyor.

Kahvaltı yaptığınız yerde (altta ikinci fotoğraf) harika bir manzara var. Canlı müzik eşliğinde leziz bir kahvaltı yaparak, harika zaman geçirebiliyorsunuz.

Otelin penceresinden Seul manzarası.
Otelin penceresinden Seul manzarası.
The Shilla kahvaltı bahçesi
The Shilla kahvaltı bahçesi

Etkinliğin de yine aynı yerde olması, bizim gibi gazetecilerin işini epey kolaylaştırıyor. Hele de benim gibi yanında kamera ve tripod gibi taşıyacak çok şeyi olanlar için, muhteşem bir haber.

İlk Uzak Doğu seyahatim – Seul / Güney Kore yazısına devam et

Vapur anısı

4 yıl önceki video

Google Apps kullandığım için YouTube hesabını kurumsal adresten kullanamıyordum uzun zamandır. Yeni duyuru ile Google’ın YouTube servisini de artık Google Apps üzerinden kullanabiliyorum çok şükür. Az önce YouTube @shiftdelete.net e-posta adresimle giriş yaptığımda, daha önce köprü olarak kullandığım YouTube hesabını bu adrese bağlayacağını belirtti ben de onayladım.

Ardından, eski videoları da yeniden hatırlamış oldum. Bu video da onlardan biri. Hemen hikayesini anlatayım.

2008 yılında bir basın toplantısına ulaşmak için vapuru tercih ettim. Elimde de test için gelen o zamanın en yeni telefonlarından Sony Ericsson T650i var.

Videosunu deneyeyim diyerek, yanımdaki tanımadığım arkadaşa teslim ettim ve bir süre kaydetmesini istedim.

Bir yandan da vapurdaki en büyük keyfim olan martıları beslemeye devam ettim. Telefonu teslim ettiğim çocuğun kız arkadaşı geldi ve başladı poz vermeye.

Telefonu, çocuğun telefonu sanıyor ve daha ilginci video değil de fotoğraf çektiğini düşünüyor.

Sonrası, videoda malumunuz 🙂

Güzel bir gün nasıl olur?

Uzun zamandır ihtiyacım olan bir günü geride bıraktım desem yalan olmaz herhalde.

Ciddi anlamda konsantrasyon veya daha doğru bir tabirle odaklanma sorunum var.

Bu sorun için görüşlerine önem verdiğim yakın dostlarımdan tutun da psikologlara kadar çok sayıda kişi ile görüştüm ve ilginç öneriler aldım. Bu çözümleri belki ilerleyen zamanlarda anlatırım ama ortak nokta “hobilerine zaman ayır” tavsiyesi oldu.

Şu sıralar ben de öyle yapmaya çalışıyorum ve ortaya enteresan işler çıkıyor. İlk sırayı, daha önce hiç keşfetmediğim yerleri görmek alıyor. Hatta bu konuda oldukça iyi olduğumu bile söyleyebilirim. Aracımı alalı 1 yıl olmasına rağmen geride 46.000 km yol bıraktığımı gördüm.

Bir keresinde alınan bu mesafe, enteresan bir konuşmanın da yapılmasına vesile oldu. Hatırlamışken onu da yazayım.

Her 10.000 km’de bir yapılan bakım için düzenli olarak gittiğim Maslak’taki Nissan Yetkili Servisi Sportur’a vardım ve aracımı teslim etmek istediğimde oradaki usta “Yanlış anlamayın ama acaba korsan taksicilik mi yapıyorsunuz?” dedi. Güldüm, istediği cevabı vermeden bu soruyu neden sorduğunu ilettim “Abi, bir iki hafta önce geldin, arabanda şirket logosu da yok, ne çabuk 10.000 km yaptın?” dedi.

Dünyanın çevresinin Ekvator üzerinden (yani en geniş yer) 40.075 km olduğunu hatırlatayım. Sanıyorum araba ile gezme konusunda vardığım noktayı en güzel bu sohbet ifade edebilirdi.

Kahvaltı yaptığımız yer.

Böyle gezmelerden birinde iki güzellik keşfettim. Birisi, evde hazırladığın kahvaltılık malzemeleri doldurduğun piknik sepetiyle Belgrad Ormanı’nda kahvaltı yapmak. Diğeri de İstanbul’un Karadeniz’e bakan tarafındaki saklı cennetlerden biri olan Gümüşdere Plajı’nda güneşlenmek.

Bu Pazar, ikisini de yaptım.

Güne iyi başlamak için mutlaka uyku almak gerekiyor. Uykusuzsam, bir şekilde yüzüm asık oluyor ve çevremdekiler bundan çok etkileniyorlar. Eğer uykumu tam aldığım bir günse, ShiftDelete.Net sunucuları göçse bile gülümseyerek göğüsleyebiliyorum meseleleri.

Bu sabah da harika bir uyku ile başladım. 2 misafirimi de alıp hazırlanmış kahvaltılıklarla önce Belgrad Ormanı’nda güzel bir kahvaltı yaptık. Orada hazır seçenekler sunan restoranlar da var. Daha önce denedim ama kendi hazırladığın kahvaltıyı asla tutmuyor. Arabada her zaman bulundurduğum termosları çay ve kahve ile doldurmuştuk. Belgrad Ormanı’ndaki ilk karşılaştığınız yerde güzel masalar var ancak çok gürültülü oluyor. O nedenle 750 metre yürümeyi göze alıyorsanız benim gibi, bu mevsimde suları biraz çekilse de göl kenarında, sadece kuşların ve yaprakların sesinin olduğu harika bir yerde kahvaltınızı yapabiliyorsunuz.

Çok sıkı kahvaltının ardından, yolu geri yürüyerek aracımızı park ettiğimiz yere geldik. Bu arada geri dönüş, gidişten daha kısa zaman alıyor ve kolay oluyor nedense 🙂

Tok insan, mutlu insandır diyerek Gümüşdere’ye doğru yola çıktık. Harika bir yol. Etrafınızda yemyeşil bir orman, güneşin ışıkları yaprakların arasından süzülüyor ve sıcaklığın en iyi olduğu mevsimlerden birindeyiz. Daha ne olsun?

En kaliteli kumlara sahip sahillerden biri belki de Gümüşdere Plajı.

Gümüşdere Plajı’na geldiğimizde kapılar kapalıydı. Sezonu kapamışlar ve görevliler yok. Olduğunda da sanırım kişi başı 10 TL ödeyerek içeri giriyorsunuz. İlk keşfettiğimde açıktı, aracı kumsala daha yakın bir yere park edebiliyorduk. Büyük ihtimalle, siz de benim gibi oraya terlik ve mayo getirmeden gideceğiniz için bu mevsimde ayakkabıları çıkartıp yürüyeceksiniz. O nedenle araba ne kadar yakın olursa iyi oluyor.

Antalya ve Ege’de bile bulamayacağınız kaliteli kuma sahip olan bu kumsalda ayaklarınızın kumla temasına denk gelen ilk dakikalarda yaşadığınız keyfi anlatmam imkansız.

Bu mevsimde su soğuk olmasına rağmen orta yaş üstünde ve balık gibi yüzen abla ve abileri görünce takdir ettim ve yüzemesem de paçaları sıvayıp birkaç adım suya girerek denize bir hoş bulduk dedim.

Az önce kumsalda yaşadığınız keyfin bir benzerini de burada yaşıyorsunuz. Bu arada yanınızda bir örtü veya (hep düşünüyorum ama bir türlü satın almak nasip olmadı) aracınızda taşıyabileceğiniz portatif sandalye bulabilirseniz, plajın keyfini daha fazla çıkarabilirsiniz. Öbür türlü, çok hareket etmeden otursanız da ceplerinize bile kum giriyor.

Kumların üzerine serdiğimiz örtüye yüzüstü uzandım ve gözlerimi kapadım. Dalgaları, martıları dinledim. O anda Levent’in göbeğinde, (ölçmedim ama bu yazıyı yazarken ölçeceğime dair kendi kendime söz verdim) sanıyorum sabit 40 desibel trafik gürültüsü eşliğinde, egzoz bulutu ve gökyüzünü saklayan kulelerin ortasındaki halimi  bir de kumsaldaki halimi düşündüm.

Bunları  düşünürken sanıyorum 15 dakika kadar uyumuşum. Uyandığımda sanırsınız ki, 1 haftadır yoğun bakımdaydım. Öyle zinde bir kalkışla misafirlerimle sahilde biraz top oynadık. Bu arada aracımda eksik etmediğim şeylerden biri de bir top 🙂

Ne iyi ettin de getirdin” diyen sayısız insan oldu. Size de tavsiye ederim.

3 tane koca insanı bir voleybol topu ne hale getiriyor inanamazsınız. Gülmekten yanaklarımız ağrıyorken, yorgunluktan nefes nefese kalmışken “zengin kalkışı” dedikleri, dünyanın en hızlı organize hareketlerinden biriyle toparlandık ve yeniden dönüş yoluna koyulduk.

Çayları gerçekten güzeldi.

Bir şekilde yolumuz Pier Loti’ye düştü. Eyüp manzarasıyla çayımızı yudumladıktan sonra günü noktaladık.

Güzel gün, bu olsa gerek.