Etiket arşivi: metrocity

Okudum: Başın Öne Eğilmesin – Bekir Coşkun

Kaç zamandır proje planları derken güncel kitaplardan uzak kaldım. Metrocity’de sığınak gibi yerin 3 kat altında yeni kurulan D&R’dan birkaç kitap aldım. Kitaplardan biri de vakti zamanında sıkı takip ettiğim Bekir Coşkun’un “Başın Öne Eğilmesin” eseriydi.

Bekir Coşkun'un "Başın Öne Eğilmesin" kitabı

Dün gece saat 02:00 gibi başladım kitabı okumaya ve kitabın kapağını kapadığımda saat 4’ü gösteriyordu. Bu arada saati sabah 8’e kurup uyudum. Kalan birkaç sayfayı da ofisten eve geldiğimde okudum.

Yazar seçiminde, CV’den ziyade zekaya bakıyorum. O nedenle Bekir Coşkun’un benim gözümdeki yeri bambaşka. Bir “yandaş” olmama rağmen çok değer verdiğim bir yazar.

Başına gelenleri bu kitabında muhteşem bir şekilde anlatmış. Hiçbir yerde duyamayacağınız detaylarla dolu kitap.

Cunda’daki restoranda birlikte yemek yediği Ertuğrul Özkök’ün yan masadan gelen fiziksel tehdidi nasıl durdurduğundan tutun da Emin Çölaşan’ın “Bekir galiba seni kovacaklar” diye telefon açtığı günün ertesinde, Emin Çölaşan’ın kendisinin kovulması, Çölaşan’ın Aydın Doğan’a tavlada yenildiği için alması gereken pahalı markaları pazardan taklit ürünlerle karşılaması gibi çok sayıda anı var.

Kitabı bitirdiğimde, iki fikir oluştu bende.

Birincisi; Bekir Abi kendisini de eleştirmeliydi. Yazar, çalıştığı gazeteciyi seçerken patronunu da seçmeli. Patron, medyanın dışında bir sürü yere el atmışsa, yazara “kovulmak” çok ağır gelmemeli. O grup içinde yazı kaleme alarak sen de bu çarkın bir dişlisi olmuştun zaten Bekir Abi.

İkincisi ise Bekir Abi’yi gerçekten çok özledim. Şu anda Cumhuriyet’te yazıyor. Yazıları ücretsiz olarak internette yayınlanmıyor. Fiziksel gazete okuyan birisi olmadığım için uzun zamandır haber alamıyorum kendisinden. Yandaş birisi olsam da Bekir Abi gibi yazarlar her zaman olmalı görüşünü savunuyorum. Çok sesli olmalı medya. Aynı siyasi görüşe sahip olmasak da okurum. Siyasetine güler geçerim ama insanlığı anlatışında her kelimenin altını çize çize okurum.

Sonuç olarak, Bilgi Yayınevi’nden çıkan bu kitabı okumanızı öneririm.

Allah kendisine ve ailesine uzun ömürler versin.

Orman kanunları her zaman geçerli mi?

Bugün, kendime hiç yakışmayan ama pişman olmadığım bir şey yaptım.

Metrocity’deki Boyner mağazasında tabiri caiz ise terör estirdim. Nedeni ise 10 Eylül 2010’da teknik bir sorun nedeni ile garantisinden faydalanarak verdiğim ve bir daha da haber alamadığım Guess marka kol saatim.

Bugün tarihler 25 Kasım 2010’u gösteriyor. Neredeyse 3 ay olacak. 30 işgünü içerisinde bana teslim etmek zorunda oldukları saat için bugünü saymazsak tam 3 kez gittim bu mağazaya.

Her gidişimde, “İlgileniyoruz, haber vereceğiz” dediler. Ben de ısrarla, “Sizden haber alamıyorum, lütfen telefonla arayın veya e-posta atın. -Yapamadık- bile deseniz benim için bu bir haberdir. Sizden haber almak istiyorum.” dememe rağmen hiç haber vermediler.

3. gidişimde “Bu sorunu bugün çözün, bir sonraki gelişim böyle olmayacak” demiştim.

İçime doğmuş demek ki…

Ve bugün…

Yani 4. gidişimde o güler yüzlü müşteri hizmetlerindeki beceriksizler sırıtarak “İlgileniyoruz Hakkı Bey, haber vereceğiz. Yarın kesin haber veririz” dediler.

Cinnet herhalde öyle bir şey. O anda hanımefendinin önünde bulunan monitörü yerinden sökerek daha yüksek bir masaya vurdum.

Güvenlik görevlisi geldi. Güvenlikçi gence “Değerli kardeşim, arkadaşlarının beceriksizliğinden dolayı burayı dağıtacağım” dediğimi hatırlıyorum.

Beceriksiz müşteri hizmetleri çalışanları, kendileri çok medeniymiş ve haklıymış gibi “Bunlara ne gerek var Hakkı Bey” dedikleri zaman ikinci şiddet dalgası baş gösterdi ve bir deste broşürü müşteri hizmetleri çalışanlarının yüzüne fırlattım.

Dedim ya, cinnet böyle bir şey herhalde.

Polis çağıracaklarını söylediklerinde tam olarak fiziksel temas içeren şiddete başvuruyordum ki “Durun, ben mağazanın müdürüyüm” diyen gerçekten de müdür kostümlü bir bey geldi.

O arada meraklı müşteri kitlesine daha fazla rezil olmamak için beni müdürün odasına davet ettiler. Çok sakin bir şekilde, benimle iletişim kuramadıklarını , yasal haklarıma rağmen saatimin ölüsünü ya da dirisini 2 aydan fazla bir zamandır bana gösterilmediğini, hakkımı vermedikleri halde teröre devam edeceğimi söyledim.

Bunları yazarken, gerçekten hicap duyuyorum. Ama çok önemli bir nokta var; pişman değilim.

Çünkü hak gaspı var ortada. Söke söke almak da sanırım böyle bir şey.

Ne mi oldu?

Param iade edildi.

Sonuç…

Boyner gibi örnek bir markada bu kadar beceriksiz bir müşteri hizmetleri bölümü gerçekten utanç verici.

Guess gibi değerli bir markanın ürünlerinin böylesi rezaletler yüzünden zarar görmesi üzücü.

Şimdi soruyorum size ey dostlar; her zaman orman kanunları mı geçerli bu ülkede?